Bu Adamı İşe Alır Mıydınız?

#EBS2016

İnsan kaynaklarının işveren markası fonksiyonuna özel olarak düzenlenen Employer Brand Summit de sadece bu fonksiyonun uzmanları yoktu. Yolu şirketini gözde yapmaktan geçen birçok kişiyi orada görme fırsatımız oldu. Zirve hakkında yazımda birçok konuya değinmiştim. Şimdi ise zirveden damağımda kalanları aktaracağım. Öncelikle zirveyi düzenleyen Realta danışmanlık kurucusu Ali Ayaz başta olmak üzere 3İK ekibi kurucusu Alper Çakıroğlu ve organizasyonda emeği geçen tüm ekibi kutlarım. Güzel bir işe imza atmışlar.

employer brand summitBir orkestra şefi olan Itay Talgram konuştukça benim zihnimde farklı taşlar birbirine sürtmeye başladı. Mesela kendi mesleğinden izlettiği bir şef videosuyla kimse enerjisi düşük dominant ve kaskatı insanlarla çalışmak istemez. Çünkü bu çok zevksiz olurdu dedi. Benim zihnimde de o an gerçekten kimse böyle kişilerle çalışmak istemez. Ama çoğu iş ilanı böyle kriterlerle doludur. Bir sorun var o da insan insanı tanımıyor. Ya da ihtiyacını nasıl karşılayacağını bilmiyor. Küçük çocuklar gibiyiz. Kafasını yana eğmiş. Sesini kısıp büzüştürdüğü ağzından bir şey istiyor ama ne istediğini kendisi de bilmiyor izlenimi veriyoruz.

 

Doğru ya ne istiyoruz? Şirketlerin internet sitesine baksanız stok fotoğraf sitelerinden alınmış gülen suratlar, enerjik insanlar ve bol eğlence. Şirketin kapısından ayağınızı attığınız andan itibarense bir mordor havası. Hani o süslü sözler? O siteyi siz hazırladıysanız o insanları kim aldı işe? Kim düşürdü enerjilerini?

Dikkat ederseniz absürd olan ilanlar paylaşılıyor arasıra sosyal medyada. Kimine yorum yapıyoruz kimine gülüp geçiyoruz. Kimisi de bizi oldukça sinirlendiriyor. Genele baktığımızda ilanlarımızda biz makine arıyoruz. Ekibimizde olacak bir insanı değil. İşte böyle bir zirvede düştü bunlar aklıma. Çok önemli bir üniversiteden mezun olsun. Hem de bölüm birincisi olarak. Şu becerisi de olsun, bu da. Bu mu şirketin isteği? aradığın pozisyonun karşılığı? Her şeyi geçtim o ofiste yan masanda oturacağın, yemekhanede karşılıklı yemek yiyeceğin, molada kahve içip serviste sohbet edeceğin kişi o mu? Belki daha insani şeylere kafa yormak gerekiyor. Mesela günümüzün popüler deyişi Duygusal Zekaya bakmak gerekiyor. Şirketlere bakın, onların enerjilerini hep duygusal yönden güçlü bireyler artırır. Bu insanlar giderse o şirket mordor olur. Motivasyonun olmadığı yerde herkes dağılır, kimse gelmez. Hoop sonra o kadar işveren markası projesi çöpe gitti. Oysa ne hayalleriniz vardı değil mi? Ne yetenekler gelecekti? Sınavlarda aldığı puanların yetenek olmadığını anlamadan işe aldık. Tonlarca yatırım yaptık, para verdik. İşlerini yaptılar ama bir şeyler eksikti. Neydi o eksik olan? Şehir efsanesi haline gelmiş Kurum Kültürü mü yoksa o duvarda yazılı olan?

Vizyonu misyonu geçtim de o yolu koşacak enerjiyi kim verecekti sana? Peki ya motive eden kimse de mi yok? Ruhu olmayan kurumlar istatistikten ibarettir. Yalnızca excel deki pasta görünümlü grafiğe bakar ve bir sonraki toplantı tarihini kararlaştırır. Aşağıdaki görsellere iyi bakın. Hangi evde yaşamak istersiniz?
işveren markası ev metaforu

Zirvede çok beğendiğim bir tespit de Finansbank İnsan Kaynaklarından sorumlu Genel müdür yardımcısı Hakan Alp‘in sunumdan geldi. Ayrıca Finansbankın #8SaniyedeKariyer kampanyasında da kullanılan 8 saniye tabiri günümüzü çok iyi yakalmış. Günümüz gençlerinin (bakınız y kuşağı demiyorum. Kendini genç hissedenler de dahil çünkü =) ) odaklanma süresi 8 saniye.

Bundan 30 yıl önce 40 dakika olan bu süre günümüzde oldukça düştü. Bir yazımda ansiklopedi gençliği ile google gençliği arasında dağlar kadar fark var ve bu fark kültür gelişimini tetikliyor diye. İşte aynı durum burada da geçerli. Gerek sosyal medya, gerekse bilgiye erişim hızıyla günümüzdeki odaklanma süresi 8 saniyeye düşmüş. Pokemonu bile 8 saniyede avlamaya çalışan, 8 saniyede bir twit okuyan ve videoların ilk 8 saniyesini izleyip devam veya kapatma kararı veren kişileri nasıl kendimize çekeceğiz? Bu kısım çok önemli bir rekabet getiriyor. Eğer yeteneğe ulaşmak istiyorsak oyunu kurallarına göre oynamamız gerekiyor. Yani işe alımda “Satış” devri bitti, “Pazarlama” başlıyor!* “Biz x kurumuz herkes bizde çalışmak ister değil de, bu yetenek bizimle çalışmalı” devrine geçildi. İşveren markasının özünde de bu yok mu? “Yetenekler bizi tercih etsin ve bünyemizde çalışanlar yeteneklerini sergilemeye devam etsin!”

Zirvede Ali Ayazın moderatörü olduğu oturumda Aday deneyiminden bahsedilmişti. Bu konuda kendisiyle ortak bir yazı yazacağım için o konuya bu yazıda yer vermiyorum. Şarj sıkıntım olduğu için öğleden sonraki oturumlarda twit atamadım maalesef. Twitter üzerinden zirve hashtag leriyle arama yapıp tüm katılımcıların notlarına ulaşabilirsiniz.

Zirve esnasında yaşanan zaman kayması sonlara doğru, malum istanbul trafiğine kalmak istemeyen katılımcılar için biraz zorluk çıkardı. Ayrıca bazı sunumlarda teknik masa ile sahne arasında uyum sorunu yaşandı. Muhtemelen prova ile alakalı bir eksiklik söz konusuydu. Bir sonraki sene bu sorunların aşılacağına eminim. Salonda bir çok kişi olacağı ve nefes ve vücut sıcaklığından dolayı salon ısısının yükseleceği öngörülerek klimalar soğuk açılmıştı. Bu sorun ilerleyen dakikalarda atılan twitlere organizasyon ekibinin kayıtsız kalmamasıyla çözülmüş oldu.

Fonksiyonlara yönelik tema vurgulu konferansların artarak çoğalmasını temenni ediyorum. Bu tip organizasyonlar bizler için çok önemli çünkü. Elimden geldiğince gittiğim organizasyonlardan çeşitli notları sizlere sosyal medya ve blogum aracılığıyla ulaştıracağım.


*= Satış (sales) kavramı daha çok şirketin ürettiği bir ürünü veya hizmeti doğrudan satın almaya yönelik bir kavramdır. Bu kısma en önemli örnek eskiden otomobillerin tek renk üretilip satılmalarıdır. Fakat Pazarlama (marketing) kavramıyla birlikte müşteri istekleri de ön plana çıktı. Yani müşteri ne isterse o üretilip satılacak.


1 Yorum

  • Senin gibi bir eğitmenden alabileceğim en değerli bilgiydi. Bildiğin yaptığın işini yazı olarak aynı kalitede uyguluyorsun ve bunu çok takdir ediyorum. Kariyer yolunda bol şans diliyorum! 🙂

Bir Cevap Yazın